Rızkımız ne dünyada, bir avuç suda öldük?
Evvel ana, babamız, sonra kendimiz gömdük
Yüreğimize bir bir filiz veren ne varsa
Şu kısacık hayatta, şu kısacık hayatta.
Çok sevip, nefret ettim şiir denen nesneden.
Konuşmak istemezdim ben de bu bol keseden.
Lakin insanoğluyla konuşmak zor, manasız...
Yine şiire kaldık, sen ve ben; tumturaksız!..
Ey gözünü sayfada sürüyen yalnız yürek.
Sen dilini dolayıp, gönlümde yürüyerek
Erebilir misin hiç bir nebzecik acıma?
Pay edebilir misin kendi vaktini bana?
Ömründe, nasibinde bu sözler varmış işte.
Onca söz arasından, böyle eksik ve ince
Kelamlar düştü gayrı ikimizin payına.
Hangi kitapta gördün, nerden düştüm yadına?
Sana kendinimi değil, seni anlatabilsem.
Bilmem ne söyler idim, nedir sendeki hissem?
Dünya kargaşa içre yalnızca bir hakikat.
Doğduk ve öleceğiz; bundan gayrısı bidat.
Bırak ölçü tutmasın, yarım kalsın kafiye.
Elbet unutulacak bu huruf da, şair de.
Boş ver vermesin sana hayatın şifresini.
Ne olur bırakmasa her kıta ayak izi?
Duymadığın bir şey yok okuduğun şeylerde.
Benim geçtiklerimden, sen de geçtin dünlerde.
Şükür kibir etmedim, bilirim edasıyla.
Yalnız gözyaşım vardır, sunağım budur sana...
