“Köklere inmeden yükselemezsin” denir. Peki kök dediğimiz şey tam olarak nedir? Çoğu zaman kökü sadece geçmişte kalmış bir hatıra gibi düşünüyor olabilir miyiz? Oysa kök, insanı ayakta tutan zemindir. Yani sadece nereden geldiğimizi değil, nasıl durduğumuzu da belirler.
İnsan da toplum da bir birikimin, bir tecrübenin, bir geçmişin üzerinde durur. Eğer bu zemin sağlamsa, kişi daha net düşünür, daha tutarlı hareket eder. Ama zemin zayıfladığında, yön de karışır;
Ne yapılacağı,
Neyin doğru olduğu,
Neyin korunması gerektiği belirsizleşir.
Bu yüzden mesele sadece geçmişi bilmek değildir. Asıl husus, geçmişle nasıl bir bağ kurduğumuzdur. Çünkü kök dediğimiz şey, insanın kendine tutunduğu yerdir. Bu bağ zayıfladığında ise insanın ayakta kalması zorlaşır.
Bu yüzden kök meselesini sadece “geçmişi bilmek” gibi dar bir çerçevede düşünmemek gerekir.
Kök, aslında bir bütünün adıdır.
İçinde tarih vardır; insanın nereden geldiğini bilmesi, kendini konumlandırabilmesi için.
İçinde tecrübe vardır; yaşanmışlıkların süzülüp bugüne taşınması için.
İçinde birikim vardır; her neslin üzerine koyarak ilerleyebilmesi için.
Ve içinde maneviyat vardır; insanın zor zamanlarda tutunabileceği bir anlam zemini için.
Bu unsurlar birbirinden kopuk değildir, aksine birbirini tamamlar. Sadece bilgi yetmez, tecrübeyle derinleşmesi gerekir. Sadece geçmiş yetmez, anlamla beslenmesi gerekir. Sadece birikim yetmez, onu taşıyacak bir zemin gerekir. İşte kök dediğimiz şey tam olarak bu bütünlüğü ifade eder.
Bu bütünlük zayıfladığında, insan da zayıflar. Çünkü neye dayanacağını tam olarak bilemez. Elinde bilgi olabilir ama yönü olmayabilir. İmkânı olabilir ama sağlam bir duruşu olmayabilir. Bu yüzden mesele sadece ne bildiğimiz değil, neye dayandığımız meselesidir.
Bu yüzden bugün yaşanan birçok savrulmayı tek tek olaylarla açıklamak yeterli değil. Kişi, neye dayandığını net olarak bilmediğinde, karşılaştığı her durumda yön değiştirmeye daha açık hale gelir.
Bu da tutarsızlığı, kararsızlığı ve geçiciliği beraberinde getirir. Bugün birçok şeyin hızlı kurulup hızlı dağılmasının arkasında da bu zemin eksikliği vardır.
Oysa çözüm sandığımız kadar uzak değil. Yeniden köklerle bağ kurmak, geçmişi anlamak, tecrübeye kulak vermek ve birikimi önemsemek bu sürecin temelidir. Bunun yanında insanın kendi iç dünyasını da ihmal etmemesi gerekir. Çünkü sağlam bir zemin sadece dışarıda değil, içeride de kurulur.
Kısacası mesele, her şeyi yeniden yapmak değil; sağlam bir yerden başlamak meselesidir. İnsan neye dayandığını bildiğinde daha net durur, daha tutarlı hareket eder. Bu da hem bireyi hem toplumu daha sağlam hale getirir. Çünkü kök ne kadar sağlamsa, onun üzerine kurulan her şey de o kadar kalıcı olur.
