Abdurrezzak Çiftçi
Köşe Yazarı
Abdurrezzak Çiftçi
 

DİJİTALLEŞEN KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

İnsanlar; Yaşadıklarını değil, yaşadıklarının nasıl göründüğünü önemsiyor, olabilir mi? Bir anın değeri, içinde taşıdığı anlamla değil; ekrana yansıdığı haliyle mi ölçülüyor? Sosyal medya, gerçeğin kendisini değil, seçilmiş ve düzenlenmiş bir sürümünü sunuyor. Bu düzenin içinde gençlik, farkında olmadan yalnızca hayatını paylaşmıyor; kendini yeniden kuruyor. Görünür olmak, var olmaktan daha kıymetli hale geldikçe, kim olduğumuzla kim gibi göründüğümüz arasındaki mesafe de her geçen gün açılıyor. Açık konuşalım; Sosyal medyada gördüğümüz kişi, çoğu zaman tek parça bir “biz” değil. Daha çok, farklı anlarımızın, duygularımızın ve tercihlerimizin öne çıkarılmış bir hali. Bazen en iyi anlarımızı paylaşıyoruz, bazen de en kırıldığımız, en zorlandığımız anları… Kimi zaman gerçekten içimizden geldiği için, kimi zaman da anlaşılmak ya da görülmek istediğimiz için. Ama her durumda ortada bir seçim var. Ne zaman, neyi, nasıl göstereceğimize biz karar veriyoruz. Bu da zamanla şunu fark ettiriyor: Orada duran şey sadece yaşadığımız hayat değil; aynı zamanda nasıl görünmek istediğimizle de ilgili bir anlatı. Peki gerçekten biz mi karar veriyoruz neyi paylaşacağımıza? Yoksa içimizdeki bir ihtiyaç mı bizi o karara doğru itiyor? Bazen bir anı paylaşırken sadece “istemek” değil, aynı zamanda görülme, anlaşılma ya da bir karşılık bulma isteği de devreye giriyor. Çok düşünmeden attığımız bir fotoğrafın arkasında bile küçük bir beklenti olabiliyor. Belki birinin görmesi, belki birinin bir şey söylemesi… Bu, insan olmanın doğal bir tarafı. Ama galiba mesele şu: Bu ihtiyaçlar bizi yönlendirebilir, evet; fakat tamamen belirlemek zorunda değil. İnsan, neyi neden yaptığını fark etmeye başladığında, o görünmez yönlendirmelerin etkisi de azalıyor. Yani sosyal medyada var olmak başlı başına bir sorun değil; asıl mesele, orada nasıl ve ne kadar “kendimiz” olarak kaldığımız. Kontrol tamamen elimizde olmayabilir, ama farkındalık arttıkça seçimlerimiz de bize daha çok benzemeye başlıyor. Beğenilmek mi, onaylanmak mı? İlk bakışta ikisi aynı şey gibi duruyor. Ama aslında aralarında ince bir fark var. Beğenilmek daha yüzeyde; bir fotoğrafın, bir sözün, bir anın hoş bulunması gibi. Onaylanmak ise daha derinde, daha kişisel. Sanki biri çıkıp “sen olduğun halinle kabul ediliyorsun” demiş gibi. Sosyal medyada aldığımız her beğeni küçük bir onay hissi bırakıyor içimizde. Sayılar arttıkça, sadece paylaştığımız şeyin değil, biraz da kendimizin kabul gördüğünü düşünmeye başlıyoruz. Bu yüzden mesele sadece güzel görünmek ya da dikkat çekmek olmaktan çıkıyor; insan, bir yerden sonra “ben buradayım ve görülüyorum” demek istiyor. Bu da çok insani bir ihtiyaç olabilir. İnsan, doğası gereği anlaşılmak ve kabul görmek ister. Ama bu ihtiyaç tamamen dışarıya bağlandığında, yani değerimizi yalnızca gelen tepkilerle ölçmeye başladığımızda, küçük bir kayma yaşanıyor. Beğeni artık sadece bir tepki olmuyor; kendimizi tarttığımız bir ölçüye dönüşüyor. Burada denge önemli. Beğenilmek güzel, onay görmek de öyle. Ama insanın kendi içindeki onayı kaybetmeden bunları yaşayabilmesi; Galiba asıl mesele tam olarak bu. Çünkü insan dışarıdan aldığı her geri bildirimi biraz içeri taşır. Farkında olmadan, neyin daha çok ilgi gördüğünü, neyin daha çok kabul edildiğini öğrenir. Ve zamanla o yönde kendini ifade etmeye başlar. Tam da bu noktada şu soru kendiliğinden beliriyor: Kimliğimiz mi değişiyor, yoksa biz onu baştan mı kuruyoruz? Aslında belki de ikisi birden. İnsan, sabit ve değişmez bir yapı değil; yaşadıklarıyla, gördükleriyle, aldığı tepkilerle sürekli şekillenen bir varlık. Sosyal medya da bu sürecin hızlandığı bir alan gibi. Orada kendimizi bazen törpülüyoruz, bazen öne çıkarıyoruz, bazen de hiç fark etmeden yeniden tanımlıyoruz. Ama burada ince bir çizgi var. Kendini geliştirmekle, kendinden uzaklaşmak aynı şey değil. İnsan, kendine yeni yönler katabilir; bu doğal. Fakat bunu sadece dışarıdan gelen ilgiye göre yapmaya başladığında, ortaya çıkan şey bir gelişimden çok bir uyum çabası oluyor. Ve bu çaba, zamanla insanın kendi sesini kısmaya başlayabiliyor. Belki de en sağlıklı yer şu: değişimden kaçmadan, ama kendini de kaybetmeden ilerleyebilmek. Sosyal medya kimliğimizi tek başına kurmaz, ama onu etkiler. “Nasıl göründüğümüzden önce, kim olduğumuzu unutmadan kalabilme.” Galiba bütün bu karmaşanın içinde asıl korunması gereken şey tam olarak bu.
Ekleme Tarihi: 31 Mart 2026 -Salı

DİJİTALLEŞEN KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

İnsanlar;

Yaşadıklarını değil, yaşadıklarının nasıl göründüğünü önemsiyor, olabilir mi?

Bir anın değeri, içinde taşıdığı anlamla değil; ekrana yansıdığı haliyle mi ölçülüyor? Sosyal medya, gerçeğin kendisini değil, seçilmiş ve düzenlenmiş bir sürümünü sunuyor. Bu düzenin içinde gençlik, farkında olmadan yalnızca hayatını paylaşmıyor; kendini yeniden kuruyor. Görünür olmak, var olmaktan daha kıymetli hale geldikçe, kim olduğumuzla kim gibi göründüğümüz arasındaki mesafe de her geçen gün açılıyor.

Açık konuşalım;

Sosyal medyada gördüğümüz kişi, çoğu zaman tek parça bir “biz” değil. Daha çok, farklı anlarımızın, duygularımızın ve tercihlerimizin öne çıkarılmış bir hali. Bazen en iyi anlarımızı paylaşıyoruz, bazen de en kırıldığımız, en zorlandığımız anları… Kimi zaman gerçekten içimizden geldiği için, kimi zaman da anlaşılmak ya da görülmek istediğimiz için. Ama her durumda ortada bir seçim var. Ne zaman, neyi, nasıl göstereceğimize biz karar veriyoruz. Bu da zamanla şunu fark ettiriyor: Orada duran şey sadece yaşadığımız hayat değil; aynı zamanda nasıl görünmek istediğimizle de ilgili bir anlatı.

Peki gerçekten biz mi karar veriyoruz neyi paylaşacağımıza? Yoksa içimizdeki bir ihtiyaç mı bizi o karara doğru itiyor? Bazen bir anı paylaşırken sadece “istemek” değil, aynı zamanda görülme, anlaşılma ya da bir karşılık bulma isteği de devreye giriyor. Çok düşünmeden attığımız bir fotoğrafın arkasında bile küçük bir beklenti olabiliyor. Belki birinin görmesi, belki birinin bir şey söylemesi… Bu, insan olmanın doğal bir tarafı.

Ama galiba mesele şu: Bu ihtiyaçlar bizi yönlendirebilir, evet; fakat tamamen belirlemek zorunda değil. İnsan, neyi neden yaptığını fark etmeye başladığında, o görünmez yönlendirmelerin etkisi de azalıyor. Yani sosyal medyada var olmak başlı başına bir sorun değil; asıl mesele, orada nasıl ve ne kadar “kendimiz” olarak kaldığımız. Kontrol tamamen elimizde olmayabilir, ama farkındalık arttıkça seçimlerimiz de bize daha çok benzemeye başlıyor.

Beğenilmek mi, onaylanmak mı?

İlk bakışta ikisi aynı şey gibi duruyor. Ama aslında aralarında ince bir fark var. Beğenilmek daha yüzeyde; bir fotoğrafın, bir sözün, bir anın hoş bulunması gibi. Onaylanmak ise daha derinde, daha kişisel. Sanki biri çıkıp “sen olduğun halinle kabul ediliyorsun” demiş gibi.

Sosyal medyada aldığımız her beğeni küçük bir onay hissi bırakıyor içimizde. Sayılar arttıkça, sadece paylaştığımız şeyin değil, biraz da kendimizin kabul gördüğünü düşünmeye başlıyoruz. Bu yüzden mesele sadece güzel görünmek ya da dikkat çekmek olmaktan çıkıyor; insan, bir yerden sonra “ben buradayım ve görülüyorum” demek istiyor.

Bu da çok insani bir ihtiyaç olabilir. İnsan, doğası gereği anlaşılmak ve kabul görmek ister. Ama bu ihtiyaç tamamen dışarıya bağlandığında, yani değerimizi yalnızca gelen tepkilerle ölçmeye başladığımızda, küçük bir kayma yaşanıyor. Beğeni artık sadece bir tepki olmuyor; kendimizi tarttığımız bir ölçüye dönüşüyor.

Burada denge önemli. Beğenilmek güzel, onay görmek de öyle. Ama insanın kendi içindeki onayı kaybetmeden bunları yaşayabilmesi;

Galiba asıl mesele tam olarak bu. Çünkü insan dışarıdan aldığı her geri bildirimi biraz içeri taşır. Farkında olmadan, neyin daha çok ilgi gördüğünü, neyin daha çok kabul edildiğini öğrenir. Ve zamanla o yönde kendini ifade etmeye başlar.

Tam da bu noktada şu soru kendiliğinden beliriyor: Kimliğimiz mi değişiyor, yoksa biz onu baştan mı kuruyoruz? Aslında belki de ikisi birden. İnsan, sabit ve değişmez bir yapı değil; yaşadıklarıyla, gördükleriyle, aldığı tepkilerle sürekli şekillenen bir varlık. Sosyal medya da bu sürecin hızlandığı bir alan gibi. Orada kendimizi bazen törpülüyoruz, bazen öne çıkarıyoruz, bazen de hiç fark etmeden yeniden tanımlıyoruz.

Ama burada ince bir çizgi var. Kendini geliştirmekle, kendinden uzaklaşmak aynı şey değil. İnsan, kendine yeni yönler katabilir; bu doğal. Fakat bunu sadece dışarıdan gelen ilgiye göre yapmaya başladığında, ortaya çıkan şey bir gelişimden çok bir uyum çabası oluyor. Ve bu çaba, zamanla insanın kendi sesini kısmaya başlayabiliyor.

Belki de en sağlıklı yer şu: değişimden kaçmadan, ama kendini de kaybetmeden ilerleyebilmek. Sosyal medya kimliğimizi tek başına kurmaz, ama onu etkiler. “Nasıl göründüğümüzden önce, kim olduğumuzu unutmadan kalabilme.” Galiba bütün bu karmaşanın içinde asıl korunması gereken şey tam olarak bu.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Esra
(31.03.2026 22:20 - #423)
Kaleminize sağlık..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mühendis
(01.04.2026 15:48 - #424)
Çok güzel tespitler sayın hocam böyle önemli bir konuya parmak bastığınız için şahsım adına teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mühendis
(01.04.2026 15:49 - #425)
Çok doğru tespitler sayın hocam böyle önemli bir konuya parmak bastığınız için şahsım adına teşekkür ederim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.