Zamanla anlıyorsun ki, bir zamanlar uğruna savaştığın, kendini heder ettiğin, “Neden olmadı?” diye defalarca sorguladığın bazı şeyler, belki de aslında senin hayrınaymış. İnsan değişiyor. Mevsimler, şehirler, ilişkiler, isimler, hayatımıza giren ve çıkan insanlar değişiyor. Peki bütün bu değişimin içinde değişmemesi gereken nedir?
Belki de insanın yaşama sevinci…
Elbette yaşama sevincimiz de hayatın koşullarıyla birlikte zaman zaman azalabilir, dönüşebilir. Önemli olan, onu tamamen kaybetmemek; kendimize, hayatımıza ve geleceğimize dair umudu yeniden inşa edebilmektir. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatla kurduğu ilişkinin de temelini oluşturur.
Çevremize baktığımızda, hayatı sanki hiç bitmeyecekmiş gibi yaşayan pek çok insan görüyoruz. Kendi oluşturduğu bir girdabın içinde dönüp duruyor. Daha genç yaşlarda bile kendisine karşı en temel sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanıyor. Birçok şeyden şikâyet ediyor; ancak değiştirebileceği, kendi sorumluluğunda olan konuları sürekli erteliyor.
Sağlıklı beslenmeyi tercih etmiyor. Tıka basa yağlı, tuzlu ve şekerli yiyecekler tüketiyor. Gün içinde neredeyse hiç hareket etmiyor; yürüyüş yok, spor yok. Gece geç saatlere kadar sosyal medyada ya da çeşitli platformlarda vakit geçiriyor. Sonra da kendisini yorgun, mutsuz, öfkeli ve hayattan kopmuş hissediyor.
Her şeye karşı kızgın, her şeye öfkeli…
Böyle bir noktada bazen kişiye şu soruyu sormak gerekiyor:
“Kendinle ilişkin nasıl?”
“İyi,” diyor. “Kendimle ilişkim iyi de şu hastalığım olmasa, sağlığım yerinde olsa çok mutlu olacağım.”
Oysa kendimizle kurduğumuz ilişki yalnızca kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda değil, zorlandığımız zamanlarda da kendimize nasıl davrandığınla ilgilidir. Bedenimize, zihnimize, duygularımıza ve ihtiyaçlarımıza ne kadar özen gösteriyoruz?
Elbette her hastalık kişinin kendi tercihi değildir. Sağlık sorunlarını yalnızca yaşam biçimiyle açıklamak doğru da değildir. Ancak kendi kontrolümüzde olan alanlarda sorumluluk almak da kendimize verebileceğimiz en önemli hediyelerden biridir.
Bazen büyük değişimler bekliyoruz. Oysa değişim çoğu zaman çok küçük adımlarla başlar.
Daha dengeli beslenmek…
Her gün 20 dakika yürümek…
Uyku düzenimize dikkat etmek…
Bedenimizi biraz daha hareket ettirmek…
Telefonu bir süre kenara bırakmak…
Bir konuşmada hemen cevap vermek yerine önce dinlemek…
Karşımızdaki insanın söylediği bize çok saçma gelse bile, “Acaba burada benim göremediğim bir haklılık payı var mı?” diye düşünmek…
Bunlar küçük gibi görünen ama insanın kendisiyle ve hayatla ilişkisini değiştirebilecek adımlardır.
Fakat çoğu zaman “Yapamam.” diyoruz.
“Ben öyle şeyler yiyemem.”
“Sebzeyle doymam.”
“Yürüyüş bana göre değil.”
“Benim hayatım böyle.”
“Değişemem.”
Belki de asıl mesele tam burada başlıyor. Çünkü insan bazen hayatının değişmesini isterken, değişimin gerektirdiği küçük sorumlulukları almak istemiyor.
Oysa kendine iyi bakmak bir lüks değil, kendimize karşı bir sorumluluktur.
Edindiğim tecrübelerle şuna çok inanıyorum: İnsan kendisiyle kurduğu ilişkiyi iyileştirmeye başladığında, ailesiyle, eşiyle, çocuklarıyla ve çevresiyle kurduğu ilişkiler de bundan etkilenir. Kendini sürekli ihmal eden, kendi ihtiyaçlarını görmezden gelen bir insanın ilişkilerinde de zamanla kırgınlık, öfke ve tükenmişlik birikebilir.
Hayat bize her zaman istediğimizi vermeyebilir. Bazı kapılar kapanır, bazı insanlar gider, bazı hayaller gerçekleşmez. Fakat bütün bunların içinde kendimize nasıl davranacağımız hâlâ bizim seçim alanımızdadır.
Belki de değişmeyen şey, hayatın bize sundukları değil; hayata rağmen kendimize iyi bakma, yeniden başlama ve yaşama sevincimizi koruma irademizdir.
Kendinize bugün bir soru sorun:
“Ben kendimle nasıl bir ilişki içindeyim?”
Cevabınız ne olursa olsun, değişim için hâlâ küçük bir adım atabilirsiniz.