İnsanoğlunun yaratılış serüveni, hata yapmaya ve tövbe etmeye meyyal bir hamurla yoğrulmuştur. Nitekim Allah Resulü (s.a.v.), "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi helal eder ve yerinize günah işleyip tövbe eden bir kavim getirirdi" buyurarak insanın bu kusurlu ama telafi kabiliyeti olan yönüne işaret eder. Ancak bugün karşı karşıya kaldığımız, modern çağın ruhumuzu kuşatan asıl büyük tehlikesi bu insani zaafiyet değildir. Bugünün asıl meselesi; "bile bile", sonuçlarını öngöre göre, adeta Yaratan’a meydan okurcasına günahın içine doğrulmaktır.
Buna manevi literatürde bir nevi "bile bile lades" diyebiliriz. Peki, insanı bildiği doğrudan saptıran, bile bile yanlışa sürükleyen bu psikolojik ve imani kırılmanın arkasında ne yatıyor?
1. Cehaletin Konforundan, Bilmenin Sorumluluğuna
Eski zamanlarda bir günah, çoğunlukla bilgisizlikten ya da fıtri bir zayıflıktan işlenirdi. Oysa bilgi çağındayız. Helalin ne olduğunu, haramın sınırlarını, faizin, gıybetin, kul hakkının ya da adalet dışı davranmanın hükmünü saniyeler içinde öğrenebiliyoruz.
İşte tam bu noktada bilmek, insanı büyük bir sorumluluğun eşiğine bırakır. Bilip de yapmamak ya da bilip de aksini uygulamak, kalpte derin bir yırtılmaya sebep olur. Kur'an-ı Kerim, bilerek yapılan yanlışların insan ruhundaki tahribatını şöyle tarif eder:
"Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini paslandırmıştır." (Mutaffifîn, 14)
Bile bile işlenen her günah, kalbe vurulan siyah bir mühürdür. İlkinde sızlayan o vicdan, ikincisinde susmaya başlar; üçüncüsünde ise artık günahı kanıksar, hatta savunmaya geçer.
2. "Nasıl Olsa Tövbe Ederim" Yanılgısı (Tövbe Garantörlüğü)
Bile bile günah işlemenin en büyük sığınağı, şeytanın insana sağdan yaklaşarak fısıldadığı o meşhur fısıltıdır: "Allah çok merhametlidir, nasıl olsa sonra tövbe edersin."
Bu düşünce, ilahi rahmeti istismar etmektir. Evet, Allah Teala’nın rahmeti gazabını aşmıştır; ancak tövbe, geleceğe yönelik bir borç senedi değildir. Kimsenin bir sonraki nefese garantisinin olmadığı bu dünyada, "ileride yapılacak bir tövbe" hayaliyle günaha dalmak, uçurumun kenarında gözü kapalı yürümeye benzer. Gazali hazretlerinin dediği gibi: "Yarın tövbe ederim diyenler, helak oldu." Çünkü yarın, tövbe etmeye fırsat bulamayacak olanların sığınağıdır.
3. Günahı Sıradanlaştırmak ve "Herkes Yapıyor" Psikolojisi
Sosyal medyanın ve sekülerleşen dünya düzeninin hayatımızı işgal etmesiyle birlikte, haramlar artık "bireysel tercihler" veya "çağın gereklilikleri" olarak paketlenip önümüze sunuluyor.
Faiz; "finansal araç" oluyor.
Gıybet ve iftira; "gündem değerlendirmesi" adını alıyor.
Mahremiyet sınırlarının çiğnenmesi; "kendini ifade etme özgürlüğü" olarak sunuluyor.
İnsan, toplumsal bir varlıktır ve çevresine uyum sağlamak ister. "Herkes yapıyor, bir tek ben mi düzelteceğim dünyayı?" düşüncesi, bile bile günah işlemenin en konforlu kılıfıdır. Oysa İslam, kalabalıkların çokluğuna değil, hakkın doğruluğuna tabi olmayı emreder. Mahşer günü her nefis kendi hesabını tek başına verecektir; "herkesin yaptığı" o kalabalıklar, o gün yanımızda olmayacaktır.
Çıkış Yolu: Kalbi Yeniden Akort Etmek
Bile bile günah işlemenin panzehiri, ümitsizliğe düşmek değil, samimi bir yüzleşmedir. İnsan hata yapabilir, nefsine yenik düşebilir. Önemli olan, günahın büyüklüğüne veya küçüklüğüne değil, kime karşı işlendiğine bakabilmektir.
Haddini Bilmek: Kul olduğumuzu, kusurlu olduğumuzu kabul etmek ama bu kusuru bir yaşam tarzı haline getirmemek.
İstisnasız Tövbe: Günahın hemen ardından, araya zaman girmesine izin vermeden secdeye kapanıp "Ya Rabbi, bildim, yanıldım, sana sığındım" diyebilmek.
Çevreyi Temizlemek: Bizi bile bile günaha sürükleyen arkadaş ortamlarından, sosyal medya hesaplarından ve mekanlardan fiziki olarak uzaklaşmak.
Unutmayalım ki; bile bile günah işlemek ne kadar büyük bir gafletse, o günahın ardından "Rabbim beni affeder mi?" diye şüpheye düşmek de o kadar büyük bir yanılgıdır. Kapı her zaman açık, yeter ki yönümüzü dönmeyi bilelim.