/
Muhammet Baran Aslan
Köşe Yazarı
Muhammet Baran Aslan
 

Hikâye Değil Hakikat

Birkaç yıldır hayatımı, kendimi, kainatı ve en önemlisi insanlığı sorguluyorum. "Ademoğlu'nul... Ama zaten birkaç yıldır bu dünyada değil miyim? Ben gençliğinde yaşlılığını idrak eden bir zihin miyim? Yoksa doğduğum gün düşünmeye başladığım için mi ağladım? Ve sonra büyüdükçe unuttum mu düşündüğüm her şeyi? Mesela yazı yazmayı, sayı saymayı ve konuşmayı sonradan öğrendim? Yoksa yeniden mi? Bana sualier doğurttu sora sora bilgilerimi. Yoksa zihnimin mezar taşlarına uhrevi ve dünyevi bilmeceler mi kazıdılar? Şeytan okşadı ciğerleri mi? Bir melek dokundu mu anne karnında bir çiğnemlik etime? Veya şu meşhur Çinli mütəfəkkir gibi; ben rüyamda yaşadığımı gören bir ölü müyüm? İnsan olduğunu düşünen bir ruh. mu? Ete kemiğe bürünmüş bir nefis mi? Yahut ölmeyi düşleyen bir diri mi?   Neden ansızın kırılacakmış gibi hissediyorum tüm kemiklerimi? Neden yükünü yüklenmiş gibi hissediyorum dünyanın Bu kainat benim içimde mi? Babam Adem'den beri insanlığın tüm bu tecrübesi hücre içi kasalarda saklanarak elden ele, bana intikal etti? Bir deli miyim, dahi mi, virane mi yahut bir veli mi? Yoksa sadece sual etmeyi seven bir cinni mi? Kelimeler kaynayan bir çorba kazanı gibi fıkırdıyor zihnimde. Belki de bu yüzden şiir yazıyorum. Hani İsmet Özel'in dediği gibi: "Yaşamayı bileydim. Yazar mıydım hiç şiir?" Acaba beynimin en ücra köşelerine kadar ulaşabiliyor muyum? Acaba diyorum. duyabiliyor muyum çok defa kalbimin sesini? Hatta muhafaza edebiliyor muyum beni hayvanattan ayıran cevheri! Kötüyüm demiyorum. Ama İyi miyim? Ya da tam tersi işte.. Ben bir şeylerin ötesini merak ediyorum. Hür olmak istiyorum. Ama zannettiğiniz ve bildiğiniz gibi bir hürriyet değil. Evet; okumak istiyordum, yazmak, çalışmak, görmek, bilmek, sevmek, evlenmek ve herkes gibi olmak... Herkes gibi... Lakin köle olarak değil! Aynalar arasında gezerek değil. Hayal ağlarına sarılarak değil. Yanılarak değil!   Bazen "her neyse işte diyorum. Her neyse...  Zaten bu hayatın zigzaglarında kim sona ulaşabildi ki? Ama uzun zamandır yalnız hissediyorum kendimi. Son zamanlarda ise gerçekten yalnızım. Aşık da değilim ama herkes aşık zannediyor. Söylemiyorum kimseye. Çünkü biliyorum, çığlık atsam bile bu memlekette duymaz kimse kimseyi! Herkes kana susamış varlıklar gibi, kemiriyor elindeki kemiği! Fakat bugün her zamankinden farklı hissettim. Dışarı çıkmak istedim. Cebimde üç beş kuruş, yanımda birkaç dost yoktu. Hiçbir yere gidemedim. Kimseyle iki kelam edemedim. Oturdum beldenin. orta yerinden geçen nehrin kıyısına. Nehrin sonsuz akışını izledim. Dua ettim. Bir yaren istedim. Neden sonra "deli' diye anılan biri geldi yanıma. Çayını içtim. Derdini dinledim. Nefes alıp verdim. Duam kabul olmuştu belli ki. Amal akıllı ama deli... Ne fark ederdi ki? Zaten sermayesi olmayan adamın iflas edemeyeceğini işitmiştim evvelden. Akıl sermayesi vardı ki yitirebilmişti. Dinledikçe fark ettim bir şeyleri. Deli denen bu adam akıllı geçinenlerden. daha önemli şeyler için dert yanıyordu. Bazen hüngür hüngür ağlıyordu. Benden bir farkı yoktu. Seviyordu ve nefret ediyordu. Hatta bazı şeyleri akıllı sandığım insancıklardan daha iyi anlıyor ve anlatıyordu. an beynime hücum etti bir şeyler. "Ölseydim dedim. Ya da şu kul ölseydi. Hatta ikimiz birden ölseydik çevremizdekiler için ne değişirdi? Dünyadan Dür ne eksilirdi ki? Herhalde kimse yokluğumuzun farkına bile varmazdı. Zaten onlar için Herhal varlığımızın bir kıymet-i harbiyesi var mıydı ki yokluğumuzun bir farkı olsun. Evet, bugün dünyadan bir ders daha kopardim. Akla malik olan herkes deliliğe çok yakınmış. Ve deliler teklif edilse dahi bir daha akıl denen o şeye yaklaşmazmış.
Ekleme Tarihi: 01 Ağustos 2026 -Cumartesi

Hikâye Değil Hakikat

Birkaç yıldır hayatımı, kendimi, kainatı ve en önemlisi insanlığı sorguluyorum. "Ademoğlu'nul... Ama zaten birkaç yıldır bu dünyada değil miyim? Ben gençliğinde yaşlılığını idrak eden bir zihin miyim? Yoksa doğduğum gün düşünmeye başladığım için mi ağladım? Ve sonra büyüdükçe unuttum mu düşündüğüm her şeyi? Mesela yazı yazmayı, sayı saymayı ve konuşmayı sonradan öğrendim? Yoksa yeniden mi? Bana sualier doğurttu sora sora bilgilerimi. Yoksa zihnimin mezar taşlarına uhrevi ve dünyevi bilmeceler mi kazıdılar? Şeytan okşadı ciğerleri mi? Bir melek dokundu mu anne karnında bir çiğnemlik etime? Veya şu meşhur Çinli mütəfəkkir gibi; ben rüyamda yaşadığımı gören bir ölü müyüm? İnsan olduğunu düşünen bir ruh. mu? Ete kemiğe bürünmüş bir nefis mi? Yahut ölmeyi düşleyen bir diri mi?

 

Neden ansızın kırılacakmış gibi hissediyorum tüm kemiklerimi? Neden yükünü yüklenmiş gibi hissediyorum dünyanın Bu kainat benim içimde mi? Babam Adem'den beri insanlığın tüm bu tecrübesi hücre içi kasalarda saklanarak elden ele, bana intikal etti? Bir deli miyim, dahi mi, virane mi yahut bir veli mi? Yoksa sadece sual etmeyi seven bir cinni mi? Kelimeler kaynayan bir çorba kazanı gibi fıkırdıyor zihnimde. Belki de bu yüzden şiir yazıyorum. Hani İsmet Özel'in dediği gibi: "Yaşamayı bileydim. Yazar mıydım hiç şiir?" Acaba beynimin en ücra köşelerine kadar ulaşabiliyor muyum? Acaba diyorum. duyabiliyor muyum çok defa kalbimin sesini? Hatta muhafaza edebiliyor muyum beni hayvanattan ayıran cevheri! Kötüyüm demiyorum. Ama İyi miyim? Ya da tam tersi işte.. Ben bir şeylerin ötesini merak ediyorum. Hür olmak istiyorum. Ama zannettiğiniz ve bildiğiniz gibi bir hürriyet değil. Evet; okumak istiyordum, yazmak, çalışmak, görmek, bilmek, sevmek, evlenmek ve herkes gibi olmak... Herkes gibi... Lakin köle olarak değil! Aynalar arasında gezerek değil. Hayal ağlarına sarılarak değil. Yanılarak değil!

 

Bazen "her neyse işte diyorum. Her neyse...

 Zaten bu hayatın zigzaglarında kim sona ulaşabildi ki? Ama uzun zamandır yalnız hissediyorum kendimi. Son zamanlarda ise gerçekten yalnızım. Aşık da değilim ama herkes aşık zannediyor. Söylemiyorum kimseye. Çünkü biliyorum, çığlık atsam bile bu memlekette duymaz kimse kimseyi! Herkes kana susamış varlıklar gibi, kemiriyor elindeki kemiği! Fakat bugün her zamankinden farklı hissettim. Dışarı çıkmak istedim. Cebimde üç beş kuruş, yanımda birkaç dost yoktu. Hiçbir yere gidemedim. Kimseyle iki kelam edemedim. Oturdum beldenin. orta yerinden geçen nehrin kıyısına. Nehrin sonsuz akışını izledim. Dua ettim. Bir yaren istedim. Neden sonra "deli' diye anılan biri geldi yanıma. Çayını içtim. Derdini dinledim. Nefes alıp verdim. Duam kabul olmuştu belli ki. Amal akıllı ama deli... Ne fark ederdi ki? Zaten sermayesi olmayan adamın iflas edemeyeceğini işitmiştim evvelden. Akıl sermayesi vardı ki yitirebilmişti. Dinledikçe fark ettim bir şeyleri. Deli denen bu adam akıllı geçinenlerden. daha önemli şeyler için dert yanıyordu. Bazen hüngür hüngür ağlıyordu. Benden bir farkı yoktu. Seviyordu ve nefret ediyordu. Hatta bazı şeyleri akıllı sandığım insancıklardan daha iyi anlıyor ve anlatıyordu. an beynime hücum etti bir şeyler. "Ölseydim dedim. Ya da şu kul ölseydi. Hatta ikimiz birden ölseydik çevremizdekiler için ne değişirdi? Dünyadan Dür ne eksilirdi ki? Herhalde kimse yokluğumuzun farkına bile varmazdı. Zaten onlar için Herhal varlığımızın bir kıymet-i harbiyesi var mıydı ki yokluğumuzun bir farkı olsun. Evet, bugün dünyadan bir ders daha kopardim. Akla malik olan herkes deliliğe çok yakınmış. Ve deliler teklif edilse dahi bir daha akıl denen o şeye yaklaşmazmış.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.