Ankara, cumhuriyetin vizyonu olarak inşa edilmiş bir şehir. Ancak son yıllarda bu görkemli miras; günübirlik polemiklerin, tıkanan bulvarların ve vaat panolarının gölgesinde günden güne irtifa kaybediyor. İlçe belediyesinden büyükşehrine kadar kentin yönetim koltuklarını işgal edenler, Ankara’nın artık çığlığa dönüşen kronik sorunlarını çözmek yerine suçu birbirine atmayı ve siyasi kariyer hesabı yapmayı "belediyecilik" sanıyor.
Ulaşım: Her Gün Tekrarlanan Eziyet
Bugün Ankara’da yaşayan bir vatandaş için işe gidip gelmek başlı başına bir sabır testi. Dünyanın birçok başkentinde metro ağları şehri bir ağ gibi sararken, Ankara’da yıllardır ağırdan alınan raylı sistem projeleri ve tam anlamıyla entegre edilemeyen hatlar trafikteki araç yükünü katbekat artırıyor. EGO otobüslerindeki balık istifi yolculuklar, pik saatlerde kilitlenen Eskişehir Yolu veya İstanbul Yolu manzaraları kentin değişmez gerçeği haline geldi. Raylı sistemde yeni kilometreler eklemek yerine sadece projelendirme aşamasında kalmak veya topu merkezi idareye atmak, her gün o trafikte ömrünü tüketen Ankaralının sorununu çözmüyor.
Kentsel Dönüşüm ve Altyapı Alarm Veriyor
Biraz yağmur yağdığında göle dönen alt geçitler, su baskınlarına teslim olan dükkânlar bize Ankara’nın altyapısının ne denli yetersiz kaldığını defalarca hatırlattı. Üstelik bu tabloya, deprem gerçeği karşısında ağır aksak ilerleyen kentsel dönüşüm süreçleri ekleniyor. Yıllardır Mamak’tan Demetevler’e kadar dönüşüm bekleyen binlerce bina ve mağdur vatandaş var. İlçe belediyeleri kendi sorumluluk alanındaki imar ve dönüşüm krizlerini çözmekte isteksiz davranırken, büyükşehir yönetimi de bütüncül bir kentsel yenileme hamlesini hayata geçiremedi.
Sosyal Medya Belediyeciliği ve İcraat Yetersizliği
Bugün Ankaralının karşı karşıya olduğu en büyük talihsizlik, yerel yöneticilerin "algı yönetimini" "icraatın" önüne koymasıdır. Sosyal medyada paylaşılan renkli videolar, polemik içeren açıklamalar ve dev bütçeli lansmanlar kentin sokaklarındaki çukurları kapatmaya yetmiyor. Şehrin batısına doğru kontrolsüzce büyüyen betonlaşma, çorlaşan yeşil alanlar ve kaderine terk edilen tarihi kent merkezi (Ulus ve çevresi) bu vizyonsuzluğun somut birer belgesidir.
Çözüm Nerede?
Ankara’nın çözülemeyen sorunları yoktur; Ankara’yı çözümsüzlüğe mahkûm eden bir yönetim anlayışı vardır. Bu kentin ihtiyacı olan şey;
Parti kavgalarını ve "ben yaptım/o engelledi" bahanelerini bir kenara bırakacak radikal bir idari iş birliği,
Ağır yürüyen bürokrasiyi hızlandırarak metrosuyla, otobüs rotalarıyla kesintisiz bir toplu taşıma master planı,
Şehrin yağmur suyunu ve altyapısını modernize edecek köklü yatırımlar,
Ranta ve mazerete geçit vermeyen, insan odaklı bir kentsel dönüşüm seferberliğidir.
Başkanlar ve belediye meclisleri unutmamalıdır ki: Ankaralı sandık günü geldiğinde lafa ve siyasi atışmalara değil, musluğundan akan suya, binebildiği otobüse ve güvenle yürüdüğü sokağa bakar. Ankara, mazeret üretenlerin değil, iş yapanların şehri olmayı hak ediyor.