Türkiye’nin yaş ortalaması en düşük, yani en genç nüfusuna sahip şehri neresi desek, istatistikler hiç şaşmadan tek bir yeri işaret ediyor: Şanlıurfa. Resmi verilere göre şehirde yüz binlerce çocuk ve genç enerjisiyle, umuduyla yarını bekliyor. Ama gelin görün ki sokağa çıktığımızda karşımıza çıkan acı gerçek değişmiyor: Şanlıurfa hâlâ o meşhur deyimdeki gibi; eski tas eski hamam.
İnsan sormadan edemiyor: Şanlıurfa’da bunca kamu kurumu, bunca müdürlük, bunca yerel yönetim ne iş yapıyor? Bu kentin geleceğine dair gerçekten vizyoner bir planlama var mı, yoksa sadece günü kurtaran hamlelerle mi göz boyanıyor?
Nüfus Genç, İmkanlar İlkel
Bir şehir düşünün ki en büyük zenginliği insanı, en dinamik gücü gençliği olsun. Ancak bu gençlerin gidebileceği, kendini geliştirebileceği nitelikli gençlik merkezlerinin sayısı bu nüfus yoğunluğuna oranla komik denecek düzeyde az kalsın. Evet, belediyeler ara sıra "Şu kadar tesisten bu kadar genç faydalandı" diye raporlar yayınlıyor, yeni projeler açıklıyor. Ama Şanlıurfa sokaklarındaki tablonun gerçeği bu değil.
Mahalle aralarında çocukların betonların üstünde oynamak zorunda kaldığı, gençlerin vakit geçirebilecek tek bir kütüphane, kültürel alan veya sosyal donatı bulamadığı için kahvehanelere ya da internet kafelere mahkum olduğu bir şehirden bahsediyoruz. Kentleşme hızıyla sosyal alanların büyüme hızı arasındaki bu uçurum, Urfa’nın geleceğine dinamit koymaktır. Sosyal donatı alanlarının eksikliği, bu şehrin sadece bugünkü huzurunu değil, gelecekteki toplumsal yapısını da tehdit ediyor.
İmar Durumu ve Kentsel Dönüşüm: Kimin Rantı, Kimin Planı?
Kentin bir diğer kanayan yarası ise bitmek bilmeyen imar ve kentsel dönüşüm kaosları. Uzmanlar bangır bangır "Riskli yapı stokumuz yüksek, kentsel dönüşüm hızlanmalı" diye uyarıyor. Ancak Şanlıurfa’da imar durumu takibi adeta bir labirente dönmüş durumda.
Geçmişten bugüne bakıyoruz; kentsel dönüşüm adı altında yapılan projeler şehircilik ilkelerinden uzak, beton yığınlarından ibaret kalıyor. Teknik raporlara yansıyan ihlaller, haksız emsal artışları ve "betona boğma" girişimleri bu kentin kaderi olmamalı. Eski köy yerleşim yerlerinde ya da tarihi mahallelerin çeperlerinde dikey mimari sevdasıyla kat üstüne kat çıkmaya çalışırken, oradaki insanların asgari yaşam alanlarını, otoparklarını, çocuk parklarını kim düşünüyor? Kamu kurumları imar durumlarını denetlemekle mi mükellef, yoksa çarpık kentleşmeye göz yummakla mı?
Camiler Onarım Bekliyor, Tarih Sahipsiz
İnanç turizminin, kadim tarihin başkenti Şanlıurfa’da inanç merkezlerimize gösterilen özen de maalesef sınıfta kalıyor. Birçok mahallede tarihi veya manevi değeri olan camilerin onarımı, bakımı aylar, hatta yıllar alıyor. Cami cemaatinin ve mahallelinin kendi imkanlarıyla ya da hayırseverlerin kapısını çalarak çözmeye çalıştığı fiziki eksiklikler, bu kentteki ilgili kurumların bütçelerini ve planlamalarını nereye harcadığı sorusunu akıllara getiriyor. İnanç turizminden pay almayı hedefleyen bir kentin, kendi ibadethanelerinin ve tarihi dokusunun onarımını bu kadar yavaş yürütmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Sahi, Geleceğe Yönelik Hangi Yatırımı Yaptınız?
Buradan Şanlıurfa'daki tüm kamu kurumlarına, mülki idare amirlerine ve yerel yöneticilere sesleniyoruz:
Bu kentin geleceğine yönelik 20, 30 yıl sonrasını kapsayan hangi makro planlamayı yaptınız?
Altyapı yetersizliği yüzünden her sağanak yağışta göle dönen caddeler, trafik keşmekeşi haline gelen imar yolları, gençlerini kucaklayamayan sosyal alanlar bu kentin kaderi değildir. Bakanlıkların bütçelerinin ve yerel yönetimlerin kaynaklarının halka doğrudan dokunan, bu kronik sorunları kökten çözen vizyoner projelere aktarılması gerekiyor.
Şanlıurfa, sadece tarihiyle övünüp bugünü ıskalayan bir kent olmaktan çıkarılmalıdır. Yöneticiler koltuk kavgalarını, günübirlik siyasi hamleleri ve bürokratik hantallığı bir kenara bırakmalıdır. Aksi takdirde Urfa, bu devasa genç potansiyeline rağmen "eski tas eski hamam" kalmaya, sorunlar da katlanarak büyümeye devam edecektir.
Bu kentin gençleri de, geleceği de sahipsiz değildir; takipçisiyiz.