Seçim dönemlerinde sokakları arşınlayan, "Kapımız size her zaman açık" vaatleriyle meydanları inleten yöneticiler, o şaşalı koltuklara oturduktan sonra neden bir anda görünmez olurlar? Bugün sokakta kime dokunsanız aynı sitemi işitiyorsunuz: "Kime ulaşacağız, derdimizi kime anlatacağız?"
Ne yazık ki yönetim mekanizması ile vatandaş arasındaki makas giderek açılıyor. Milletvekilleri genel merkez siyasetine dalıp seçmenini unutuyor; belediye başkanları koruma kalkanları ve bürokratik engeller ardına gizleniyor; meclis üyelerinin adını kendi mahallelisi bile bilmiyor. Kamusal düzenin en kritik çarkı olan kurum amirleri ise vatandaşı dinlemek yerine, kapıları randevu duvarlarıyla kapatıyor.
Peki, bu tıkanmışlığın ortasında kalan vatandaş ne yapıyor?
Teknoloji çağındayız; dijital başvuru sistemleri, çağrı merkezleri tıkır tıkır çalışıyor. Ancak burada gözden kaçan çok net bir gerçek var: Vatandaşın dijital bir ekrana değil, gözünün içine bakacak bir "muhataba" ihtiyacı var. İnsanlar sorunlarını soğuk bir internet arayüzüne yazmaktan yoruldu. Derdini anlatırken karşısında bir çift göz, sesini duyan somut bir insan arıyor. Dijitalleşme bürokrasiyi hızlandırabilir ama kamu hizmetinin eksilen insani dokunuşunu geri getiremez. Bir sistem, vatandaşını dinleyen canlı bir muhatap üretemiyorsa eksiktir.
Çözüm aslında oldukça nettir:
1) Belediye başkanları ve kurum amirleri, haftanın en az bir gününü göstermelik değil, kapıların ardına kadar açık olduğu, randevusuz girilen gerçek halk günlerine ayırmalıdır.
2) Milletvekilleri sadece protokol açılışlarında değil; pazar yerlerinde, kahvehanelerde ve mahallelerde düzenli olarak bulunmalı, seçmenine hesap vermelidir.
3) Vatandaşın ilettiği sorunların çözülüp çözülmediğini denetleyen mekanizmalar kurulmalıdır. "Ulaşılmaz" olmak, bir yönetici için prestij değil, bir başarısızlık kriteri olarak kabul edilmelidir.
Demokrasi sadece sandıktan sandığa hatırlanan bir süreç değildir. Eğer bir ülkede vatandaş derdini anlatacak makam bulamıyorsa, orada sistemin ruhu zedelenmiş demektir. Koltuklar geçici, asıl olan o koltukları oraya koyan halkın iradesidir.
Unutulmamalıdır ki, vatandaşına kulak tıkayan yöneticiler, günü geldiğinde sandığın sessiz ama derinden gelen çığlığıyla yüzleşmek zorunda kalırlar.