Geçen gün Balıklıgöl platosunda, bin yıllık bir taşın üzerine oturmuş, bir yandan ciğer dumanını içime çekiyor bir yandan da şehri izliyordum. Yanıma yaşı yetmişi devirmiş, yüzü Harran toprağı gibi yarık yarık olmuş bir amca oturdu. Elindeki tesbihi ağır ağır çekerken, karşıdaki bitmek bilmeyen yol çalışmasına bakıp derin bir iç çekti.
"Evlat," dedi, "Bizim Urfa’nın yolları aşkımız gibidir; hiç bitmez."
Gülüştük ama içimiz buruktu. Aslında amcanın bu cümlesi, koca bir şehrin belediyecilik serüvenini özetliyordu.
Tozla Başlayan, Çamurla Biten "Modernlik"
Şanlıurfa, dünyanın en eski şehri olmakla övünüyor ama bazen belediyecilik anlayışımızın da o "ilk çağlarda" takılıp kaldığını düşünmeden edemiyorum. Bir sabah uyanıyorsunuz; ana cadde boydan boya kazılmış. Neden? Kimse bilmiyor. Tabelada "Alt yapı yenileme" yazıyor. Mübarekler, sanki yerin altında petrol arıyorlar! Aylar geçiyor, o çukur kapanıyor, üzerine asfalt dökülüyor. Tam "Oh be!" diyoruz; ertesi hafta başka bir birim gelip "Tüh, kabloyu unuttuk" diyerek aynı yeri bir daha kazıyor.
Bizim belediyecilik anlayışımızda koordinasyon, Halil İbrahim sofrasındaki bereket kadar nadir bulunan bir şey haline geldi maalesef.
Trafik mi, Labirent mi?
Abide Kavşağı’nda akşam saatinde mahsur kalan birine "dünya mirası"ndan, "turizm potansiyeli"nden bahsedebilir misiniz? Adamın tek derdi, Karaköprü’deki evine soğumamış bir ekmek götürebilmek. Ama ne mümkün! Şehir büyüyor, binalar göğe yükseliyor ama yollar sanki milattan önce kalma bir plana sadık kalmak için inatla genişlemiyor.
Hani o meşhur "Vizyon Projeler" var ya... Çoğu ne yazık ki sadece dijital ekranlardaki animasyonlarda güzel duruyor. Gerçek hayatta ise payımıza düşen; bitmeyen toplu taşıma çilesi ve klimaları çalışmayan otobüslerde "Urfa sıcağıyla" imtihan edilmek oluyor.
Yeşile Hasret Beton Ormanı
Urfa dediğin yeşil olur mu? Olur elbet. Ama bizde "park" denilince akla gelen; üzerine iki bank atılmış, üç fidan dikilmiş beton yığınları. Harran’ın o uçsuz bucaksız sarı sıcağını kıracak bir "orman" hayalimiz vardı, şimdi o hayallerin yerinde çok katlı apartmanlar yükseliyor. Belediye meclislerinden geçen her imar izni, sanki şehrin boğazına atılan bir düğüm gibi.
Bitirirken...
Belediyeler sadece çöp toplamak (ki onu da bazen unutuyorlar) veya kaldırım taşlarını her yıl değiştirmek için yoktur. Belediye, bu kadim şehrin ruhunu korumak, insanına "insanca" bir yaşam alanı sunmak için vardır.
Amca tesbihi cebine koyup kalkarken son sözünü söyledi: "Bak evlat, Urfa’nın isotu acıdır ama belediyenin vurdumduymazlığı daha çok yakıyor canımızı."
Hadi bakalım, şimdi bu acıyı dindirme sırası koltuklarda oturanlarda. Biz yine bekleriz, ne de olsa "Eyüp Peygamber’in şehri" burası; sabır bizim göbek adımız. Ama unutmayın, sabrın da bir sonu, seçmenin de bir sandığı var.
