Geçenlerde eski bir dostumla karşılaştım. Yüzünde, yorgun bir savaşçının değil de, yanlış oyunda piyon olmuş birinin mahcubiyeti vardı. "Biliyor musun," dedi, "artık kimin elini sıksan avucunda sadece bir vaat kalıyor, ama o vaadin içi boş."
Haklıydı. Sanki dünya bir gecede eksen değiştirmiş de, dürüstlük "safdillik", sözünde durmak ise "stratejik hata" olarak kodlanmış gibi. Bugünün dünyasında, rüzgara göre eğilenler, verdiği sözü bir basamak olarak kullanıp sonra o basamağı ateşe verenler baş tacı ediliyor.
Gelin, bu manzarayı küçük bir hikaye ile netleştirelim.
Gölge ve Çınar
Bir ormanda dev bir Çınar ağacı ile onun dibinde biten arsız bir Sarmaşık varmış. Çınar, yüzyıllardır orada durur, kuşlara yuva olur, fırtınada dalını bükse de kökünü saldığı toprağa ihanet etmezmiş. "Gölge vereceğim," dediğinde verir; "Sizi koruyacağım," dediğinde gövdesini siper edermiş.
Sarmaşık ise her gün başka bir ağaca sarılır, en yüksek dal hangisiyse ona tırmanmak için sözler verirmiş. Bir gün ormana bir fırtına yaklaşmış. Sarmaşık, Çınar’ın sağlam gövdesine tutunup, "Seninle öleceğim, seninle kalacağım!" diye yeminler etmiş. Ancak fırtına dindiğinde ve güneş başka bir tepeden doğduğunda, Sarmaşık çoktan daha parlak görünen bir mermer sütuna göz dikmiş.
Çınar’ın dalları kırılmış, gövdesi yaralanmış ama hala oradaymış. Sarmaşık ise yeni yerine ulaştığında çevresindekilere, "Bakın nasıl da yükseldim, o hantal Çınar hala yerinde sayıyor," diyerek caka satmış. Ormandaki diğer genç fidanlar, Çınar’ın sadakatine değil, Sarmaşığın hızla yükselen, her kalıba giren "başarısına" hayranlıkla bakıp onu alkışlamışlar.
Zaman geçmiş. Bir kuraklık başlamış. Sarmaşık, kökü olmadığı için sarıldığı mermer sütunun soğukluğunda kurumuş gitmiş. Çınar ise derinlerdeki kökleri sayesinde, verdiği sözün (toprağa bağlılığın) bedelini ödeyerek ayakta kalmış.
Gerçek Saygı mı, Korkuyla Karışık Hayranlık mı?
Bugün toplum olarak bir yanılgının içindeyiz. Sözünde durmayan, güven vermeyen ama "güçlü" görünen figürlere gösterdiğimiz şey saygı değil, aslında bir nevi maruz kalma hali. Bir insanın sözü, onun imzasıdır. İmzası sahte olanın, makamı ne kadar yüksek olursa olsun, karakteri iflas etmiş bir tüccardan farkı yoktur. Güven vermeyen insanların alkışlandığı bu dönemde; asıl mesele o alkış tufanına kapılmadan, rüzgarda eğilmeyen o Çınar olarak kalabilmektir.
Çünkü fırtına bittiğinde, hikayeyi Sarmaşıklar değil, kökü derinlerde olanlar anlatır.
