Bugün bayramlardan, açılışlardan veya makyajlı istatistiklerden bahsetmeyeceğim. Bugün, aynaya baktığımızda görmezden geldiğimiz o karanlık suretimizle, toplumsal çürümemizle yüzleşme vakti. Soruyorum size; ne ara bu kadar kaba, ne ara bu kadar tahammülsüz ve ne ara bu kadar haset kumkuması bir yığın haline geldik?
Bir zamanlar "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen bir medeniyetin mirasçılarıydık. Şimdilerde ise komşusunun sofrasındaki ekmeği sayan, bir başkasının başarısını kendi başarısızlığı gibi görüp karalar bağlayan bir haset toplumu yarattık. Birinin ayağı takılsa da düşse diye bekleyen, düştüğünde ise üzerine toprak atmak için sıraya girenlerin sayısı neden bu kadar arttı?
Dedikodu: Korkakların Silahı
Saygı ve sevgi, lügatimizden çekilen arkaik kelimeler haline geldi. Onların boşalttığı yeri; köşe başlarında fısıldanan fitne, klavye arkasına saklanan karalama ve zehirli bir sarmaşık gibi ruhları saran dedikodu doldurdu. İnsanların namusuna, emeğine, haysiyetine dil uzatmak bu kadar ucuz mu olmalıydı? Karalamak, iftira atmak; bir insanın yıllarca ilmek ilmek ördüğü itibarını bir dedikodu kazanıyla ateşe vermek ne zamandan beri "fikir özgürlüğü" ya da "samimiyet" maskesi altına gizlendi?
Fitne Ateşinde Kül Olan Toplum
Toplumu ayakta tutan çimento karşılıklı güvendi. Şimdi ise herkes birbirine potansiyel bir düşman, her başarı şüpheli bir eylem, her iyilik bir çıkar kapısı gibi görülüyor. Fitne, en yakın dostlukların, en sağlam aile bağlarının arasına sızmış durumda. Birbirinin yüzüne gülüp arkasından kuyu kazanların "strateji" adı altında pazarladığı bu ahlaksızlık, toplumsal geleceğimizi kemiriyor.
Artık Silkinme Vakti!
Şunu iyi bilin ki; başkasının ışığını söndürerek kendi karanlığınızı aydınlatamazsınız. Birini karalayarak yükseldiğinizi sanıyorsanız, aslında sadece kendi çukurunuzu derinleştiriyorsunuz. Saygının yerini küstahlığın, sevginin yerini nefretin aldığı bir toplumda hiç kimse güvende değildir. Bugün sizin "zehirli dilinizle" yaraladığınız biri, yarın toplumsal enkazın altında kalan bir başkası olacaktır.
Eğer bu manevi erozyonu durdurmazsak; ne inşa ettiğimiz devasa binalar ne de modern teknolojilerimiz bizi kurtarabilir. İnsanlığımızı kaybettikten sonra kazandığımız her şey koca bir hiçtir.
Gelin, önce dillerimizi, sonra kalplerimizi bu haset ve fitne çukurundan temizleyelim. Çünkü yıkmak kolaydır; marifet, saygı ve sevgiyle yeniden inşa edebilmektedir.
