Abdulkadir Şanlı
Köşe Yazarı
Abdulkadir Şanlı
 

Çürüyen Temeller: Çıkarların Gölgesinde Adalet Arayışı

Toplumun dokusu, her geçen gün biraz daha çözülüyor gibi. Bir zamanlar "adalet mülkün temelidir" derdik, şimdi ise bu temel, çıkarların ve menfaatlerin acımasız rüzgarında tuzla buz oluyor. Gözümüzün önünde, bir ahlaki çöküş yaşanıyor; her şeyin parayla, güçle ve kişisel kazançla ölçüldüğü, insan ilişkilerinin dahi birer alım-satım işlemine dönüştüğü bir dünya bu. Bir zamanlar "hak" kavramı vardı, şimdi ise sadece "pay" var. Herkes kendi payını kapma derdinde, kimsenin kimseyi düşündüğü yok. Dostluklar, akrabalıklar, hatta aşklar bile çıkar terazisinde tartılıyor. "Bana ne faydası olur?" sorusu, tüm iyi niyetlerin önüne set çekiyor. Bir adım atmadan önce defalarca düşünüyoruz: Bu bana ne getirecek? Karşılığında ne alacağım? Bu sorgulama, insanı insandan uzaklaştırıyor, güveni zedeliyor ve toplumsal bağları koparıyor. Adalet ise, bu çıkar çarkının arasında sıkışıp kalmış, soluk soluğa bir fısıltıdan ibaret. Hukuk, güçlü olanın daha da güçlenmesi için bir araç haline gelmiş durumda. Kimi zaman görmezden gelinen yolsuzluklar, kimi zaman göz yumulan haksızlıklar, adaletin kör olduğunu değil, bilakis, kimlere kör olduğunu gayet iyi gördüğünü kanıtlar nitelikte. Fakir fukaranın hakkı gasbedilirken, zengin ve güçlü olanlar için ayrıcalıklı bir koruma kalkanı devrede. Bu durum, insanların adalete olan inancını sarsıyor, devlete olan güvenini yerle bir ediyor. En acısı da ne biliyor musunuz? Bu çürümeye alışmış olmamız. Başımızı çevirip görmezden gelmek, sesimizi çıkarmamak, hatta bazen bu düzene uyum sağlamak zorunda hissetmek. Çünkü "aykırı" durmak, bedel ödemek demek. Birilerinin çıkarlarını bozmak, birilerinin rahatını kaçırmak demek. Bu korku, bizi edilgenleştiriyor, pasifize ediyor. Böylece, haksızlıklar daha da kök salıyor, yozlaşma her yanı sarıyor. Peki nereye gidiyoruz? Çıkarların puslu gölgeleri altında, adaletin mum gibi eridiği bir gelecekte ne bekliyor bizi? Birbirine güvenmeyen, sürekli tetikte yaşayan, her ilişkide bir çıkar arayan bireylerden oluşan bir toplum, nasıl ayakta durabilir?   Belki de tam da bu noktada durup, bir an için düşünmeliyiz. Bu çıkar odaklı ilişkiler sarmalından nasıl çıkacağız? Adaletin ışığını yeniden nasıl yakacağız? Yoksa bu karanlığa teslim mi olacağız? Bu soruların cevabı, sadece bireylerde değil, tüm toplumun vicdanında gizli. Ama eğer bu çürümeyi durdurmazsak, altında kalacağımız kesin.
Ekleme Tarihi: 20 Temmuz 2025 -Pazar

Çürüyen Temeller: Çıkarların Gölgesinde Adalet Arayışı

Toplumun dokusu, her geçen gün biraz daha çözülüyor gibi. Bir zamanlar "adalet mülkün temelidir" derdik, şimdi ise bu temel, çıkarların ve menfaatlerin acımasız rüzgarında tuzla buz oluyor. Gözümüzün önünde, bir ahlaki çöküş yaşanıyor; her şeyin parayla, güçle ve kişisel kazançla ölçüldüğü, insan ilişkilerinin dahi birer alım-satım işlemine dönüştüğü bir dünya bu.

Bir zamanlar "hak" kavramı vardı, şimdi ise sadece "pay" var. Herkes kendi payını kapma derdinde, kimsenin kimseyi düşündüğü yok. Dostluklar, akrabalıklar, hatta aşklar bile çıkar terazisinde tartılıyor. "Bana ne faydası olur?" sorusu, tüm iyi niyetlerin önüne set çekiyor. Bir adım atmadan önce defalarca düşünüyoruz: Bu bana ne getirecek? Karşılığında ne alacağım? Bu sorgulama, insanı insandan uzaklaştırıyor, güveni zedeliyor ve toplumsal bağları koparıyor.

Adalet ise, bu çıkar çarkının arasında sıkışıp kalmış, soluk soluğa bir fısıltıdan ibaret. Hukuk, güçlü olanın daha da güçlenmesi için bir araç haline gelmiş durumda. Kimi zaman görmezden gelinen yolsuzluklar, kimi zaman göz yumulan haksızlıklar, adaletin kör olduğunu değil, bilakis, kimlere kör olduğunu gayet iyi gördüğünü kanıtlar nitelikte. Fakir fukaranın hakkı gasbedilirken, zengin ve güçlü olanlar için ayrıcalıklı bir koruma kalkanı devrede. Bu durum, insanların adalete olan inancını sarsıyor, devlete olan güvenini yerle bir ediyor.

En acısı da ne biliyor musunuz? Bu çürümeye alışmış olmamız. Başımızı çevirip görmezden gelmek, sesimizi çıkarmamak, hatta bazen bu düzene uyum sağlamak zorunda hissetmek. Çünkü "aykırı" durmak, bedel ödemek demek. Birilerinin çıkarlarını bozmak, birilerinin rahatını kaçırmak demek. Bu korku, bizi edilgenleştiriyor, pasifize ediyor. Böylece, haksızlıklar daha da kök salıyor, yozlaşma her yanı sarıyor.

Peki nereye gidiyoruz? Çıkarların puslu gölgeleri altında, adaletin mum gibi eridiği bir gelecekte ne bekliyor bizi? Birbirine güvenmeyen, sürekli tetikte yaşayan, her ilişkide bir çıkar arayan bireylerden oluşan bir toplum, nasıl ayakta durabilir?

 

Belki de tam da bu noktada durup, bir an için düşünmeliyiz. Bu çıkar odaklı ilişkiler sarmalından nasıl çıkacağız? Adaletin ışığını yeniden nasıl yakacağız? Yoksa bu karanlığa teslim mi olacağız? Bu soruların cevabı, sadece bireylerde değil, tüm toplumun vicdanında gizli. Ama eğer bu çürümeyi durdurmazsak, altında kalacağımız kesin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.