/
Abdulkadir Şanlı
Köşe Yazarı
Abdulkadir Şanlı
 

İnsanlığın Sessiz İflası…

Sabah fırından aldığımız ekmeğin gramajından şüphe ettiğimiz, bakkalın para üstünü çaktırmadan saydığımız, evladımızı emanet ettiğimiz servis şoförüne gözümüz arkada baktığımız bir çağdayız. İmamın samimiyetini sorguluyor, öğretmenin mesleki aşkını arıyoruz. Gazetecinin gerçeği mi yoksa çıkarı mı yazdığını, siyasetçinin vaatlerinin arkasında hangi pazarlıkların olduğunu düşünmekten yorulduk. Çünkü bu devirde en ucuz şey laf, en pahalı şey ise güven haline geldi. Ne ara bu kadar eksildik? Vicdanı, merhameti, karşılıksız sevmeyi ne zaman bir kenara fırlatıp attık? Eskiden komşusu açken tok yatmaktan utanan bir toplumduk; şimdi komşusunun elindekini nasıl alırım, onu nasıl bir adım geride bırakırım hevesinde bir kalabalığa dönüştük. Samimiyet, yerini sinsi bir kurnazlığa; dostluk, kullanışlı bir çıkar ilişkisine bıraktı. İşin en acı tarafı ise bu çürümenin dışarıda kalmayıp evlerimizin içine kadar sızması. Abi kardeşe tuzak kuruyor, baba evladının hakkını gasp ediyor, yeğen amcanın zayıf anını kolluyor. Eskiden sırtımızı dayadığımız o dağ gibi aile bağları, şimdilerde en kolay yıkılan kağıttan kalelere dönüştü. Kim kimi nasıl kandırabilirse, kim kimi nerede kullanabilirse kendini "akıllı", ötekini "saf" sayıyor. Kurnazlığı zeka, dürüstlüğü ise enayilik olarak gören vahşi bir çağın tanıklarıyız. Peki, herkesin birbirini kandırmaya çalıştığı bir dünyada kazanılan şey gerçekten bir zafer midir? Bakkalı kandırdın, fırıncıyı aldattın, en yakınındaki insanın ahını aldın diyelim... Cebine koyduğun üç kuruşla, elde ettiğin sahte başarıyla nereye kadar yürüyebilirsin? Vicdanın sesini bastırmak için kaç yalan daha söylemen gerekecek? Şunu unutuyoruz: İnsan, kaybettiği parayı yeniden kazanabilir. Yıkılan evi, satılan arabayı yeniden alabilir. Ama bir kez yitirilen güveni, yok edilen merhameti ve kirletilen samimiyeti trilyonlar harcasa da geri getiremez. Bir toplum bakkalına, öğretmenine, imamına, gazetecisine, en önemlisi de kendi öz kardeşine güvenmeyi bıraktığı gün; binaları ne kadar yüksek olursa olsun, ekonomisi ne kadar büyürse büyüsün ruhen iflas etmiş demektir. Bu karanlık gidişatı durduracak olan şey ne kanunlardır ne de süslü vaatler. Bu çöküşü durduracak tek şey, her birimizin önce kendi kapısının önünü temizlemesidir. Birbirimizi kullanmayı değil, tutunmayı seçtiğimiz gün iyileşmeye başlayacağız. Aksi halde, herkesin birbirini kandırdığı bu tiyatroda oyun bittiğinde, sahnede alkışlayacak tek bir samimi insan bile bulamayacağız.  
Ekleme Tarihi: 08 Ekim 2026 -Perşembe

İnsanlığın Sessiz İflası…

Sabah fırından aldığımız ekmeğin gramajından şüphe ettiğimiz, bakkalın para üstünü çaktırmadan saydığımız, evladımızı emanet ettiğimiz servis şoförüne gözümüz arkada baktığımız bir çağdayız. İmamın samimiyetini sorguluyor, öğretmenin mesleki aşkını arıyoruz. Gazetecinin gerçeği mi yoksa çıkarı mı yazdığını, siyasetçinin vaatlerinin arkasında hangi pazarlıkların olduğunu düşünmekten yorulduk.

Çünkü bu devirde en ucuz şey laf, en pahalı şey ise güven haline geldi.

Ne ara bu kadar eksildik? Vicdanı, merhameti, karşılıksız sevmeyi ne zaman bir kenara fırlatıp attık? Eskiden komşusu açken tok yatmaktan utanan bir toplumduk; şimdi komşusunun elindekini nasıl alırım, onu nasıl bir adım geride bırakırım hevesinde bir kalabalığa dönüştük. Samimiyet, yerini sinsi bir kurnazlığa; dostluk, kullanışlı bir çıkar ilişkisine bıraktı.

İşin en acı tarafı ise bu çürümenin dışarıda kalmayıp evlerimizin içine kadar sızması. Abi kardeşe tuzak kuruyor, baba evladının hakkını gasp ediyor, yeğen amcanın zayıf anını kolluyor. Eskiden sırtımızı dayadığımız o dağ gibi aile bağları, şimdilerde en kolay yıkılan kağıttan kalelere dönüştü. Kim kimi nasıl kandırabilirse, kim kimi nerede kullanabilirse kendini "akıllı", ötekini "saf" sayıyor. Kurnazlığı zeka, dürüstlüğü ise enayilik olarak gören vahşi bir çağın tanıklarıyız.

Peki, herkesin birbirini kandırmaya çalıştığı bir dünyada kazanılan şey gerçekten bir zafer midir?

Bakkalı kandırdın, fırıncıyı aldattın, en yakınındaki insanın ahını aldın diyelim... Cebine koyduğun üç kuruşla, elde ettiğin sahte başarıyla nereye kadar yürüyebilirsin? Vicdanın sesini bastırmak için kaç yalan daha söylemen gerekecek?

Şunu unutuyoruz: İnsan, kaybettiği parayı yeniden kazanabilir. Yıkılan evi, satılan arabayı yeniden alabilir. Ama bir kez yitirilen güveni, yok edilen merhameti ve kirletilen samimiyeti trilyonlar harcasa da geri getiremez.

Bir toplum bakkalına, öğretmenine, imamına, gazetecisine, en önemlisi de kendi öz kardeşine güvenmeyi bıraktığı gün; binaları ne kadar yüksek olursa olsun, ekonomisi ne kadar büyürse büyüsün ruhen iflas etmiş demektir.

Bu karanlık gidişatı durduracak olan şey ne kanunlardır ne de süslü vaatler. Bu çöküşü durduracak tek şey, her birimizin önce kendi kapısının önünü temizlemesidir. Birbirimizi kullanmayı değil, tutunmayı seçtiğimiz gün iyileşmeye başlayacağız. Aksi halde, herkesin birbirini kandırdığı bu tiyatroda oyun bittiğinde, sahnede alkışlayacak tek bir samimi insan bile bulamayacağız.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve 63olay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.