Sussunlar. Varsın klimalı odalarında, yaldızlı sütunlarında, yapay gündemlerin arkasına saklanarak susmaya devam etsinler.
Medyanın üç maymunu oynadığı, sivil toplum kuruluşlarının konfor alanlarına çekilip tık çıkarmadığı, siyasetçilerin ise halkın derdini sadece birer istatistikten ibaret gördüğü şu alacakaranlıkta; gerçeğin çıplak sesini duyurmak yine kalemi yük olanlara kalıyor.
Bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, terazi sadece parası ve gücü olanın lehine tartıyor. Haksızın arsızca öne fırladığı, güçlü olanın kendi yasasını dayattığı, doğrunun ve dilediği tek şey şerefiyle yaşamak olan garibanın ise çarkların arasında ezildiği bir sömürü çarkı dönüyor etrafımızda.
Haklı olmak yetmiyor artık bu düzende. Haklıysan, arkanda bir sermaye grubu yoksa, tanıdık kapıların kilitlerini açacak anahtarların yoksa susman, kabullenmen ve kenara çekilmen bekleniyor. Yoksulun emeği, alın teri, hatta feryadı bile devasa pazarlama stratejilerinin, içi boş söylemlerin altına gömülüyor. Fakir, masaya tabağını koyamazken; birileri o masanın nasıl kurulduğunu anlatarak vicdan satın almaya çalışıyor.
Peki ne zamana kadar?
Gücün gölgesine sığınanlar sanıyor ki bu sessizlik onların galibiyetidir. Oysa sessizlik bir kabulleniş değil; bir birikmedir. Medyanın manşet atmadığı, siyasetin sözünü etmediği o çilekeş insanların sükûtu, tarihin en ağır şahididir. Siyasetçi oy zamanı hatırladığı mahallelere, STK’lar fon zamanı uğradığı kapılara, medya ise tiraj için kullandığı hayatlara sırtını dönebilir. Fakat hayatın o katı gerçeği değişmez: Güçlü olmak, haklı olmaya yetmez.
Bugün her şeyini kaybeden ama onurunu satmayan o fakir, o ezilen insandır bu dünyanın sırtında taşıdığı tek kutsal değer. Bir tarafta güçten aldığı sarhoşlukla haksızlığı 'akıl' diye pazarlayanlar, diğer tarafta ise her gün yaşam mücadelesi verip hakkı yenenler... Seçim ortadadır.
Bırakın onlar konuşmasın. Bırakın manşetlerini süslesinler, koltuklarını korusunlar, bütçelerini övsünler. Çünkü onların sustuğu yerde, bu yazıyı okuyan ve içinden "İşte tam da bu!" diyen her vicdan sahibi insan, gerçeğin söpsoğuk tokadını onların yüzüne indirecektir.
Dünya ne kadar sömürü üzerine kurulursa kurulsun; kalem, güçlülerin değil, haklıların yanında durmaya devam edecek. Çünkü binalar, güçler, servetler yıkılır; geriye sadece dik duranların hikayesi kalır…