Şanlıurfa; tarihin sıfır noktası, medeniyetin başkenti... Ancak madalyonun öteki yüzünde, bu şehirde kalem oynatmak çoğu zaman "ateşten gömlek" giymekle eşdeğerdir. Bugün Urfa’da gazetecilik yapmanın gerçeklerini, süslü cümlelerin ardına saklanmadan konuşma vaktidir.
Hakikatin Bedeli
Peygamberler şehrinde hakikatin peşine düşmek, bazen yerel feodaliteyle, bazen siyasi bariyerlerle, bazen de "aman tadımız kaçmasın" diyen toplumsal baskıyla karşı karşıya gelmektir. Özgür basın, bir toplumun aynasıdır; peki Urfa’da bu ayna neden sürekli puslanıyor?
Gazeteci, şehrin sorunlarını, yolsuzlukları veya aksaklıkları dile getirdiğinde "şehri karalamakla" suçlanıyor. Oysa gerçek vatanseverlik, yanlışı görüp susmak değil; o yanlışı düzeltecek iradeye ayna tutmaktır.
Prangalı Kalemler ve Ekonomik Kıskaç
Yerel basının üzerindeki en büyük baskı sadece fiziksel ya da hukuki değildir. Ekonomik bağımlılık, özgürlüğün önündeki en sinsi engeldir. Resmi ilanlara veya belirli reklam kaynaklarına mecbur bırakılan bir yerel basın, ne kadar gür ses çıkarabilir?
Geleceğe Not Düşmek
Tüm bu zor şartlara rağmen, Urfa’nın kavurucu sıcağında, elinde kamerasıyla sokak sokak gezen, gerçeğin peşini bırakmayan meslektaşlarımız bu şehrin vicdanıdır. Basının özgür olmadığı bir Urfa, nefesi kesilmiş bir şehirdir.
Gazetecinin görevi birilerini memnun etmek değil, kamuoyunu aydınlatmaktır. Eğer bugün susarsak, yarın anlatacak bir hikayemiz kalmayacak. Urfa’nın daha şeffaf, daha demokratik ve daha yaşanabilir bir şehir olması; özgürce yazabilen, korkmadan soru sorabilen gazetecilerle mümkündür.
Unutulmamalıdır ki; kalem kırılır ama mürekkep kurumaz.
