Günümüz toplumunda hemen her gün sessizce şahit olduğumuz, ama sesimizi çıkarmakta zorlandığımız derin bir krizin eşiğindeyiz. Sosyal dokumuzu ayakta tutan o gizli sütunlar; saygı, güven, merhamet ve dayanışma her geçen gün biraz daha aşınıyor. Sokağa çıktığımızda, iş yerimize gittiğimizde ya da bir kuruma adım attığımızda hissettiğimiz o ağır atmosfer, münferit bir huzursuzluk değil; kolektif bir tükenmişliğin yansımasıdır.
Tahammülsüzlük ve Çıkar Sarmalı
Artık kimsenin kimseye tahammülü kalmadı. İletişimin yerini çatışma, dinlemenin yerini baskın çıkma arzusu aldı. İnsan ilişkileri, karşılıksız bir hürmet ve samimiyet zemininden hızla uzaklaşarak "fayda" ve "çıkar" dengesine oturdu. Kimin haklı olduğunun bir öneminin kalmadığı, gücü elinde bulunduranın koşulsuz desteklendiği bir anlayış, toplumsal vicdanı içten içe kemiriyor. Hakkaniyetin yerini güç dengelerinin alması, adalete olan inancı derinden sarsmaktadır.
Kurumlarda Mobbing ve Tükenmişlik
Bu yozlaşma kuşkusuz çalışma hayatına da yansıyor. Birçok kurumda liyakat ve adaletin yerini alan mobbing baskısı, çalışanları psikolojik bir tükenmişliğe sürüklüyor. İnsanların emeğinin, alın terinin ve sadakatinin yıpratıldığı bir iş kültürü, uzun vadede ne kurumsal başarı getirebilir ne de toplumsal huzur. Huzursuz bireylerin ürettiği bir toplumda, sürdürülebilir bir gelecekten bahsetmek mümkün değildir.
Aşınan Değerler ve Sönüşen Sevgiler
En acı olanı ise bizi biz yapan temel değerlerin yitirilmesidir. Bir zamanlar toplumu bir arada tutan çimento işlevi gören bağlar kopma noktasına geldi:
İslam’ın temelinde yer alan sevgi, hoşgörü, kul hakkına riayet ve merhamet duygusu, gündelik hayatın hırsı ve dünyevileşme arasında biçimsel bir söyleme dönüştü; özünü kaybetti.
Anne-baba sevgisi, kardeşlik hukuku ve komşuluk hakkı yok olmaya yüz tuttu. Aynı binayı paylaşan insanların birbirine yabancılaştığı, düştüğünde tutanın değil seyredenin çok olduğu bir yalnızlaşma devrindeyiz.
Güven Krizinin Merkezindeki Meslekler
Bir toplumun rehberi ve sığınağı olan mesleklere gösterilen saygı ve duyulan güven ağır darbe aldı.
Toplumun ahlaki ve manevi önderi olması gereken İmam,
Geleceğimizi ve zihnimizi emanet ettiğimiz Öğretmen,
Canımızı, sağlığımızı teslim ettiğimiz Doktor...
Bir zamanlar toplumun en müstesna köşesinde ağırlanan bu meslek mensuplarına karşı aşınan güven ve kaybolan saygı, aslında kendi geleceğimize ve değerlerimize vurduğumuz bir darbedir. Güvenin bittiği yerde kurumsal çöküş başlar; saygının bittiği yerde ise toplumsal huzur son bulur.
Sonuç: Bir İç Muhasebe Zorunluluğu
Bu düzenin bu şekilde ilerleyemeyeceği açıktır. Yaşanan bu yozlaşma, sadece dışsal faktörlerle açıklanamaz; her birimizin bireysel olarak ciddi bir iç muhasebe yapması gerekmektedir.
Yeniden doğrulamak, adaletli olana hakkını teslim etmek, güce değil haklıya destek olmak zorundayız. Karşılıksız sevmeyi, komşumuzun kapısını çalmayı, anne-babamıza öf bile dememeyi, imama, öğretmene, doktora ve emeğe saygı duymayı yeniden hatırlamak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, maddi anlamda ne kadar gelişirsek gelişelim, ruhunu kaybetmiş bir toplum olarak kendi yalnızlığımızda boğulmaya mahkûm kalacağız.